T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI ISPARTA İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ

46. Kütüphaneler Haftası Kutlandı

“BİLGİ MABEDİ KÜTÜPHANELER”

    Bilim ve sanatın bugünkü düzeye erişmesinde, insan düşüncesinin ürünlerinin üretilmesi, yayılması ve bunların gelecek kuşaklara aktarılmasında kütüphanelerin oynadığı rol daha belirgin bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Uygarlığın gelişmesiyle paralel bir gelişme gösteren kütüphanelerin, bulundukları toplumun koşullarına göre türlerini biçimlendirdiklerini ve kaderlerini belirlediklerini görebiliriz.

    Antikçağ Yunan ve Roma kütüphanelerinin öncüleri Mezopotamya (Sümer, Babil, Fenike, Asur) ve Mısır kütüphaneleridir. Bu kütüphanelerin ortaya çıkmaları, kuruldukları kentlerin, Dicle, Fırat ve Nil gibi verimli nehirlerin yakınında yer alması, bu bölgedeki kentler arasında ticaret ve toplumlar arası kitle iletişiminin oluşması ve karşılıklı kültür etkileşmesinin sonucudur.

    Devrin yazı malzemesi olan papirüsün da Mısırda yetişmesi bu etkenlerden birisidir.  Bu dönemde tapınaklar dinsel hayatın merkezi olduğu gibi sosyal ve ekonomik yaşamın da merkezi olması, dinsel eserler yanında ticari ve ekonomik konulu belgeler içeren krallık arşivleri ve benzer nitelikteki bu kütüphanelerin kurulmasına neden olmuştur.

    Eski Önasya uygarlıklarının, kültür yönünden daha sonra Batı’yı etkilemesi kütüphanecilik tarihi açısında da önemli sonuçlar doğurmuştur. M.Ö. III. binde Anadolu’dan Yunanistan’a yapılan göçler, daha sonra Fenikelilerin Akdeniz çevresinde ticaret ve kolonizasyon hareketi ile yayılmaları, Eski Yunanlara üstün kent kültürünü getirmiştir.

    M.Ö VI yüzyılda bu sosyal siyasal kültürel zemin içerisinde en eski Yunan Kütüphaneleri olduğu varsayılan Tyran kütüphaneleridir. Tyran’lar rejimlerini kültür, sanat ve bilim ile sağlamlaştırmak istemişler, bu amaçla da kültür faaliyetlerini desteklemişlerdir. Saraylar bilim ve sanatın korunup geliştirildiği merkezler olmuş, yazarlar buraya davet edilmiş, şiir yarışmaları düzenlenmiştir. Atina’da artan refah ve kültür faaliyetlerinin gelişip yaygınlaşması kitaba ilgiyi artırmıştır.

    Tarihin derinliklerinde yer alan bu örnekleri çoğaltıp adlandırmak olasıdır. Çağlar boyunca değişmeyen tek kural ise kitaba ve bilgiye önem veren toplumların ekonomik ve kültürel gelişmesinin daha hızlı ve ilerde olduğu tespit edilmiştir.

    Bilgi kutsal sayılmış ve korumak için ya vakıflar aracılığı ile ya da kentin ileri gelenleri adına yapılan kurumların içerisinde yerini almış kütüphane binalarını görmekteyiz. Binaların varlığını devam ettirmesi bilgilerin daha fazla yayılması için bilginlerden yararlanılmıştır.

    Halkın yaşam alanlarında kurulan kütüphaneler bilginin bu kadar önemli ve gereksinim olduğu için mabet olarak görülmesi bugünün dünyasında anlamını daha iyi göstermektedir.

    Ülkelerin gelişmişlik ölçüsü artık bilgi çağı deyimi ile özdeşleşmiş, bilgiyi alınıp satılır bir meta haline getirmiştir.

Sayısal yani internet ortamına aktarılan bilgi günümüz itibarı ile dünya genelindeki toplamın % 10 nu kapsamaktadır. Kısaca kütüphanelerdeki kayıtlı bilgilerin sayısal ortama aktarılması henüz daha tamamlanmış olmamakla birlikte kullanım oranı gün geçtikçe artan sayısal ortam verilerinin önümüzdeki süreçlerde gelişeceğini göstermektedir. Bununla birlikte kütüphaneler hala kutsal misyona sahip özelliğini ve görevini yerine getirmeye devam edecektir. 

    Dünyada isim yapan şehir kütüphanelerinin kapısında oluşan kuyrukların, alışveriş sepetleri ile alınan kitap ve görsel işitsel materyallerin, bizim ülkemiz insanları tarafından da kullanılması, okunması, paylaşılması ümidini taşımak hayal olmasa gerek...